Sen Aydınlatırsın Geceyi İnceleme

sen aydinlatirsin geceyi

“Yarayla alay eder yaralanmamış olan

Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden

Sen çok daha parlaksın çünkü

Sen tüm göklerdeki yıldızların ilki

Sen aydınlatırsın geceyi.”

Ne festivallere ne de ödüllere yabancı değil Onur Ünlü. Televizyon macerası şöyle bir kenarda dursun, ses-getiren-ilk-uzun-metraj-filmi Beş Şehir ile Antalya ve Adana’dan senaryo ödülleriyle dönen, mizahi yönünü dışavurduğu 2011 tarihli Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi ile Altın Koza en iyi film ödülünü kazanmış bir sinemacı kendisi.

Piyasaya, sermayeye ve sinema salonlarına isyan ederek genel dağıtıma vermediği filmi Sen Aydınlatırsın Geceyi de bu sene mayıs ayında 32. İstanbul Film Festivali’nde yönetmenine hem Altın Lale ulusal yarışma en iyi film hem de en iyi senaryo ödüllerini getirmişti. Ünlü’nün festival başarıları bir yana, kapitalist sinema salonlarının tartışmaya açık şartlarında gösterime sokmadığı bu filmi gerek üniversite etkinliklerinde, gerek festivallerde bir hayli beğenildi. Filmimiz Sen Aydınlatırsın Geceyi, Türkiye sineması için adeta yeni bir sayfa niteliği taşıyor.

Maddi imkansızlıkları her zaman fırsat haline çevirmeyi çok iyi başaran Onur Ünlü, belki de çektiği her filminde maddi yetersizliklerden dolayı absürtlüğe sıkça başvurmuştur. Absürtlük, Onur Ünlü sinemasının en nadide taşlarından biridir; çoğu filmini bu terim üzerine inşa etmekten çekinmez. Teknik anlamda oldukça ucuz olan filmlerini bu kadar başarıya ulaştıran şey de bu olsa gerek.

İşte Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi de, Onur Ünlü sinemasına ait her unsuru bir arada tutan bir film. Onur Ünlü, sırasıyla her filminde oldukça güzel kurtardığı her unsuru fark etmiş ve onların hepsini harmanlayıp ortaya bir şaheser çıkarmaya niyetlenmiş gibi. Polis filminin arabesk havası, Güneşin Oğlu filminin fantastik dünyası, Beş Şehir’in hüznü, Leyla ile Mecnun’un samimiyeti ve absürt havası… Hepsi Sen Aydınlatırsın Geceyi için bir araya getirilmiş ve ortaya gerçekten de bir sinema şaheseri çıkmış.

onur unlu sen aydinlatirsin geceyi

Onur Ünlü, filmi siyah beyaz çekmeye karar vererek aslında filmin ne kadar da hüzünlü, melankolik bir hikayesi olduğunu daha izleyiciye ilk andan söylüyor.

Film hikayesini hiç acele etmeden anlatıyor, her sahne izleyiciye keyif veriyor. Sıkmayan diyaloglar, film boyunca sizi hiç yalnız bırakmayan Mreyte ya Mreyte şarkısı, yer yer yaşattığı görsel şölenlerle Onur Ünlü’nün kurduğu inanılmaz dünyadaki minimal öyküler kesinlikle takdire şayan. Her karakterin gelişimi ve de hikaye olarak bir sonuca bağlanıyor oluşu bizzat Onur Ünlü sinemasında aradığımız şeydi ve Onur Ünlü bunu bizlere tam anlamıyla sağlıyor.

Zaman kavramı, olağanüstü ögeler, karakterlerin süper güçleri… Hepsi filmin hikayesini bir şekilde anlatmasına hizmet ediyor ve hiçbir unsurun anlamsızca filme yerleştirilmediğini görüyoruz. Sen Aydınlatırsın Geceyi, şaşırtan kurgusuyla, adına da yakışır bir şekilde Shakespeare tarzı şiirsel bir sona imza atıyor ve hafızalardan uzun süre silinmeyecek bir yer ediniyor kendisine.

“Bu hayatta herkesin bir derdi var Cemal. Benimki de bu. Ölemiyom be amına koyayım. Eyi bi şey sanıyon bunu demi? Herkesler öyle sanıyor ama gel bir de bana sor. En berbat tarafı ne biliyon mu? Hiç kimseden hiçbir şeyden korkun kalmıyor. Ar damarı çatlıyor adamın. Doğru ne yanlış ne her şey karışıyor kafanda. Bu amına koduklarımın 100 sene önce neye inandıklarını görsen çok gülersin. Ben biliyom mesela. 100 sene sonra neye inanacaklar onu da biliyo olcem. Ya her şeyleri biliyom ben Cemal. Hee her şeyleri bilmekle hiçbir şey bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyon işte. Onun için çok fazla kurcalamicen meseleleri. Eninde sonunda ölcek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok.”

sag 1

Filmin yarattığı karakterlerin her biri o kadar derin ki, filmi ayrı ayrı inceleyecek olsak her karakterin kendi hikayesi başlı başına bir film olmaya yetecek kadar malzeme içeriyor. Yasemin’in patronunun Yasemin ile olan hikayesi, Doktor’un ruhsal bunalımı, Cemal’in hayata karşı saf ve yer yer şüpheci duruşu, Defne karakterinin platonik tavırları, Cemal’in ve Cemal’in babasının unutmak istediği acıklı geçmişleri… Hepsi ayrı ayrı, filmin melankolik havasını daha da derinleştiriyor ve film aslında o kadar hüzünlü bir hal alıyor ki, komedi unsurları filmi tam olarak bir kara mizaha çeviriyor.

Tür sineması için ilginç bir birleşimden oluşan bu film, yer yer popüler kalıpları da kullanarak kendine özgü bir sinema dili çıkarmayı da başarıyor. Süper kahraman ya da tanrısal karakterlerle Hollywood cephesinde hayat bulan bu tür, Türkiye’de güncel hayata yansıtılmış. Kültür emperyalizmine yenik düştüğümüz şu günlerde bu film adeta antibiyotik görevi görüyor.

sen aydinlatirsin geceyi onur unlu

Filmin geçtiği yer olan Aksihar, Manisa’da Cemal isimli bir berberin hayatının anlamsızlığına bir çare ararken Yasemin adlı bir kıza denk gelmesi ve onunla evlenip hayatına bir amaç katmak isteyen Cemal’in öyküsü üzerine kurgulu. Umutsuz bir vaka olan Cemal, niye yaşadığından habersiz bir şekilde dolaşırken kendini sorgulamaktan geri kalmaz. Bunu mizahi hatta absürde varan bir dille yapar.

Akhisar’da ayrıca bir sürü tanrısal güçlerle donatılmış insanlar da vardır. Onlar da bu güçleri hayatlarında sanki sırmış gibi saklamaktadırlar. Burada bel üstü absürtlük diz boyudur ve güldürür.

Bir örnek verecek olursam, mesela Cemal bir anda tüm ilaç kutusunu içer ve ölmez. Hatta rahatlamışçasına kuş gibi de uçar. Ölüler dirilir. Silah kullanmadan parmaklarla ateş edilir. Elleri birbirine çarparak zaman durdurulur. Mekansız ve zamansız bir Akhisar’dan bahsedilir. Bu kahramanlar maalesef hayatlarında zavallı kalmışlardır.

Hayatla ilgili derin sorulara ve izlerken bizim de içinden çoğu kez çıkamamış olduğumuz sorunları kapsayan bu filmde bütün bunlarla başa çıkmaya çalışan ana karakterimiz Cemal’in hayatında, bir yandan çok sevdiği karısı Yasemin, bir yandan da daha önce hiç karısından özür dilemek için kitap almış birini görmemiş olan Defne vardır.

Tam da bu noktada, görsel açıdan çok zengin olan bu filmde, bildik deyimlerden yola çıkan ahlaki mesajlar olduğunu söylemeliyiz. Türk yapımı filmlerde eşine az rastlanır türden bir “Başına Taş Yağma” sahnesi var filmde.

Cemal, aşık olduğu karısı Yasemin’i üzer ve onunla barışmak için bir çözüm ararken rastladığı sokak satıcısından bir kitap alır. Kitabı geri götürdüğünde kitapçı kız Defne ile ıssız bir yere giderler. Bu sırada, yaptıkları ahlak dışı davranışa gönderme yaparak gökten başlarına taş yağmaya başlıyor. Ne olduğunu anlamadan, etrafları yara bere içerisinde koşarlar ve taşlar durmaz. Cemal’in yaralarını yine Yasemin temizler.

Sen Aydınlatırsın Geceyi, biçimsel olarak bir “festival filmi” gibi görünse de o alanın tüm kurallarını elinin tersiyle iten bir yapım.

Bağımsız yapımlar “hikaye”yi kovalı çok oldu ama Sen Aydınlatırsın Gecey,, karakter merkezli  bir olay gelişimine sahip. Ayrıca Onur Ünlü anlamı güçlendirmek için müziği oldukça başarılı bir şekilde kullanıyor. Hatta iyice cüretkar davranarak filminde  “şarkı” kullanıyor.

Cüretkarlık demişken, Ali Atay’ın oynadığı Cemal karakterinin Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur karşılaştırması yaptığı sekans bu açıdan zihin açıcı… “Orhan bana işin biraz gösterişinde gibi geliyor” diyor ve ekliyor Cemal, “her şeyi bildiğini göstermek istiyor, ben en iyisini yapıyorum demeye çalışıyor ama Ferdi öyle değil. O en fazla 3-5 şey biliyor ama o 3-5 şeyi en iyi o biliyor” diyor. Onur Ünlü de öyle yapıyor.

onur unlu

Günümüzün Türk sinemasının takındığı sinema dilinden bariz bir şekilde sıyrılan Sen Aydınlatırsın Geceyi, mizah ve fantezi, dramı öyle bir şekilde birbirine bağlıyor ki izleyiciyi şaşırtıyor, hazırlıksız yakalıyor. Ki sinema izleyicisi için hazır olma gibi bir durum olmamalıdır. Yine de izleyici bu filme hazırlıklı geldi çünkü tv’de de başarılı bir işe imza atmış olan Onur Ünlü, kendi seyircisini de böylelikle yaratmış oldu.

Total
0
Shares
Önceki
Sex And The Citynin Yeni Sezonundan Ilk Gorsell

Sex And The City’nin Yeni Sezonundan İlk Görsel Yayımlandı